Yazar: Öğr. Gör. Dr. Duygu KORONCU ÖZBİLEN
Yayınevi: YAZ Yayınları
ISBN: 978-625-8574-56-2
DOI: doi.org/10.5281/zenodo.18429093
Sayfa Sayfası: 220
Yayın Tarihi: Ocak 2026
Fiyat: Ücretsiz
Bu linke tıklayarak kitabı ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
Kitap Hakkında
Bu kitap, sessiz kalanların, sesi kısılmış olanların ve yok sayılanların izini sürmek için yazıldı. Toprağın çatlaklarında, kuruyan nehir yataklarında, yarım bırakılmış yaşamların arasında dolaşan ortak bir hikâye var. Doğa ile kadın arasındaki bu kırılgan ama derin bağ, yüzyıllardır aynı el tarafından yaralanıyor. Ekofeminizm, tam da bu yaraya bakmaktan kaçmayan bir düşünce ve duyarlılık alanı olarak ortaya çıkıyor.
İnsan kendini doğadan ayırdığı günden beri, hükmetmeyi var olmanın şartı sandı. Aynı dil, aynı bakış, aynı tahakküm biçimi kadınların hayatına da yöneldi. Doğa bir kaynak olarak adlandırıldı, kadın ise denetlenmesi gereken bir beden. Yaşam parçalandı, hiyerarşiler kuruldu ve bu düzen doğal diye öğretildi. Oysa bugün yaşadığımız ekolojik yıkım ve toplumsal şiddet, bu öğretinin ne kadar kırıcı ve yıkıcı olduğunu gözler önüne seriyor.
Kadın cinayetleri bu kırılmanın en karanlık yüzüdür. Bir kadının yaşamının, başka birinin sahiplik iddiasıyla son bulabilmesi, sadece bireysel bir suç değildir. Bu, yaşamı değere göre ayıran bir dünyanın sonucudur. Ormanlar nasıl kesilip geride suskun topraklar bırakılıyorsa, kadınlar da susturuluyor, eksiltiliyor, yok sayılıyor. Aynı zihniyet, aynı kayıtsızlık, aynı alışılmış şiddet.
Mevcut eser, ekofeminizmi yalnızca kavramlar üzerinden değil, hikâyeler üzerinden de düşünmeyi öneriyor. Çünkü edebiyat, gerçeğin en çıplak hâline bazen kurmaca aracılığıyla ulaşır. Sayfalar arasında incelenen romanlar, kadınların doğayla kurduğu bağları, bedenin ve mekânın nasıl politikleştiğini, şiddetin nasıl sıradanlaştırıldığını gözler önüne seriyor. Roman kahramanlarının sessizlikleri, direnişleri ve yaraları, yaşadığımız dünyanın aynasına dönüşüyor. Burada yapılan roman incelemeleri, edebiyatı estetik bir alan olmanın ötesine taşır. Metinler, yalnızca anlatılan hikâyeler değil; tanıklıklardır. Doğanın fon olarak kullanıldığı, kadın bedeninin arka plana itildiği anlatıların karşısına, yaşamla ilişki kuran, bakım ve dayanışmayı merkeze alan okumalar yerleştirilir. Ekofeminist bakış, metinlerin arasında gizlenmiş olanı sabırla açığa çıkarır. Ekofeminizm bir nevi iyileştirme çağrısıdır. Yaralı olanı onarmaya, koparılan bağları yeniden kurmaya dair bir çağrı. Bu bağlamda okuyucuya sunulan bilgi bir eşik gibidir. Okur bu eşiği geçtiğinde, doğa ile kadın arasında kurulan bağın bir metafor olmadığını, bizzat yaşadığımız gerçekliğin kendisi olduğunu görecektir.